Zeliha Saraç
Altının fiyatı yükseldiğinde Türkiye’de herkesin aklına aynı soru geliyor:
“Daha ne kadar çıkar?”
Haklı bir soru. Çünkü altın artık sadece kuyumcudan alınan bir yatırım aracı değil. Evinde birikim yapan da, çocuğunun geleceği için para ayıran da, emekli de, büyük yatırımcı da yakından takip ediyor.
Ama bugün altının hareketine bakarken sadece fiyatı konuşmak yetmez.
Çünkü bu kez altın ve gümüşü aynı anda yukarı taşıyan birkaç önemli gelişme var.
7 Ağustos Cuma günü ons altın yüzde 2,4 yükselerek 4.342 dolara çıktı ve gün içinde 4.411 doları gördü. Gümüşte ise yükseliş yüzde 3,6’ya ulaştı ve fiyat 64,27 dolara kadar çıktı.
Peki neden?
İlk neden ABD’den gelen istihdam verisi.
ABD ekonomisinde temmuz ayında 80 bin kişilik istihdam artışı bekleniyordu. Ancak beklentilerin tam tersine 23 bin kişilik istihdam kaybı yaşandı. Daha da önemlisi, önceki aylara ilişkin veriler de aşağı yönlü revize edildi.
Bu veri piyasaya şu mesajı verdi:
Amerikan ekonomisi düşünüldüğü kadar güçlü olmayabilir.
İşte burada Fed devreye giriyor.
Ekonomide yavaşlama belirginleşirse Fed’in faiz politikasını sıkı tutması zorlaşabilir. Nitekim zayıf istihdam verisinin ardından piyasalarda Fed’in eylül ayında faiz indireceği beklentisi güçlendi.
Faiz beklentisi düşünce altın rahatlıyor.
Çünkü altın faiz ödemez. Faizler yüksekken yatırımcının elinde faiz getiren başka seçenekler vardır. Faiz beklentileri gerilediğinde ise altının cazibesi artar.
Ama hikâye sadece Fed değil.
Çin almaya devam ediyor.
Çin Merkez Bankası temmuz ayında rezervlerine yaklaşık 20 ton daha altın ekledi. Böylece Çin’in alım serisi 21. aya ulaştı. Üstelik bunu altının ons fiyatının 4.000 doların üzerinde olduğu bir dönemde yaptı.
Bence burası çok önemli.
Çünkü Çin, “Altın ucuzladı, biraz alalım” demiyor.
Fiyat yüksekken de almaya devam ediyor.
Merkez bankalarının son yıllarda altına olan ilgisinin arkasında rezervlerini çeşitlendirme isteği var. Yani altın artık yalnızca vatandaşın yastık altında tuttuğu bir varlık değil. Devletlerin rezerv politikasında da giderek daha önemli bir yere sahip.
Bu da altının uzun vadeli hikâyesini destekleyen önemli faktörlerden biri.
Gümüşte ise biraz farklı bir durum var.
Gümüş hem değerli metal hem de sanayi ürünü.
Güneş panellerinden elektrikli araçlara, elektronik ürünlerden yapay zekâ altyapısına kadar pek çok alanda kullanılıyor. Talep artarken arz tarafında da sorun yaşanıyor.
Gümüş piyasasının üst üste beşinci yılını arz açığıyla tamamlaması bekleniyor ve bu dengesizliğin 2026’da da devam edeceği öngörülüyor.
Bu nedenle gümüş zaman zaman altından daha sert hareket ediyor.
Ama burada yatırımcıların dikkat etmesi gereken bir nokta var.
Gümüş hızlı yükseldiği gibi hızlı düşebilir de.
Dolayısıyla “Altın yükseldi, gümüş daha çok yükselir” diyerek bütün parayı gümüşe taşımak doğru olmaz.
Bir başka konu da Hürmüz Boğazı ve bölgedeki gelişmeler.
İran konusunda gelen yumuşama sinyalleri petrol fiyatları üzerindeki risk primini etkiliyor. Petrolün yönü ise küresel enflasyon ve dolayısıyla merkez bankalarının faiz politikaları açısından önemli.
Yani dünyanın bir başka köşesinde yaşanan diplomatik bir gelişme, dönüp dolaşıp bizim gram altın fiyatımızı etkileyebiliyor.
Küresel piyasa artık böyle.
Bir ülkedeki istihdam verisi, başka bir ülkedeki merkez bankasının kararı, Çin’in rezerv alımı, Orta Doğu’daki gelişmeler…
Hepsi birbirine bağlı.
Peki bundan sonra altın ne olacak?
İşte burada biraz sakin olmak gerekiyor.
Çünkü altının yükselmesi, bundan sonra da her gün yükseleceği anlamına gelmiyor.
Böylesine hızlı hareketlerin ardından kâr satışları gelebilir. Önümüzdeki dönemde ABD’den gelecek enflasyon verileri ve Fed’in faiz politikasına ilişkin mesajlar, altının yönü açısından çok önemli olacak.
Türkiye açısından ise konu biraz daha farklı.
Biz gram altını sadece ons fiyatıyla takip etmiyoruz. Dolar/TL de işin içinde.
Ons altın düşerken dolar/TL yükselirse gram altındaki düşüş sınırlı kalabilir. Tersi durumda da gram altın, ons altındaki yükselişi daha güçlü hissedebilir.
Bu yüzden Türkiye’de yatırım yapan birinin sadece “Ons altın nereye gidiyor?” diye bakması yeterli değil.
Bir de işin psikolojik tarafı var.
Altın yükseldikçe insanın içine “Ben de almalıyım” duygusu geliyor. Özellikle çevrenizde herkes altından para kazandığını anlatmaya başladıysa bu duygu daha da güçleniyor.
Ama yatırım kararlarının en zor olduğu dönemler genellikle tam da bu dönemler.
Çünkü insan fiyat yükselirken almak istiyor, fiyat düşerken de satmak istiyor.
Oysa doğru yatırım biraz daha sıkıcı bir iş.
Kendi paranıza, vadenize ve riskinize bakmak.
“Altın daha ne kadar çıkar?” sorusundan önce “Benim portföyümde ne kadar altın olmalı?” sorusunu sormak.
Bence bugün asıl mesele bu.
Altının yükselişinin arkasında tek bir neden yok. ABD ekonomisindeki yavaşlama sinyalleri, Fed beklentilerindeki değişim, Çin’in yüksek fiyatlara rağmen altın almaya devam etmesi, gümüşteki arz açığı ve jeopolitik gelişmeler aynı anda devreye girmiş durumda.
Bu tablo altın ve gümüşü destekliyor.
Ama piyasada hiçbir şey düz bir çizgide ilerlemiyor.
O yüzden altın yükseliyor diye heyecanlanmamak, düşüyor diye de paniklememek gerekiyor.
Çünkü bazen yatırımcının en büyük kazancı, doğru zamanda alım yapmak değil; yanlış zamanda yanlış karar vermemektir.
