Soner Gökten
Borsa iki yıldır yatırımcıya “sabret” diyor. Yatırımcı da sabrediyor.
Fakat sabrın da bilançosu var. Şimdi piyasanın önünde yeni bir hikâye duruyor: SPK’nın fonlara yönelik düzenlemeleri ve bu düzenlemelere uyum süreci.
Fonlar neden satıyor?
Birçok hissede fonlar üzerinden ciddi pozisyonlar birikti. Üstelik bazı yapılarda kaldıraç da kullanıldı. Yeni şartlara uyum sağlamak isteyen fonlar şimdi pozisyon küçültüyor, nakde dönüyor, risk azaltıyor.
Sorun şu: Çıkış kapısı dar, içerisi kalabalık.
Fonların satışı arttıkça bazı tahtalarda fiyatlar adeta merdivenden değil, pencereden iniyor. Şirketin hikâyesi değişmediği halde hisse fiyatı hızla gerileyebiliyor. Çünkü bazen piyasada fiyatı bilanço değil, “kim ne kadar acil satmak zorunda?” sorusu belirler.
Zorunlu satış, gerçek değer demek değildir
Burada çok önemli bir ayrım var.
Bir hisse düşüyor diye mutlaka kötü şirket değildir. Ama düştü diye mutlaka ucuz da değildir.
İşte yatırımcının yapması gereken seçim tam burada başlıyor. Fon çıkışı nedeniyle baskı gören, bilançosu güçlü, borcu yönetilebilir, nakit üreten ve işi sağlam şirketlerle; zaten pahalı, zayıf veya hikâyesi bozulmuş şirketleri birbirinden ayırmak gerekiyor.
Her düşen bıçak tutulmaz. Bazısının sapı vardır, bazısının yoktur.
Fon çıkışı, yeni fırsatlar
Uyum süreci tamamlandığında piyasanın önünde ilginç bir tablo oluşabilir. Bazı hisseler, şirketlerin gerçek ekonomik gücüne kıyasla çok daha ucuz seviyelere gerilemiş olabilir.
İşte o gün “batan geminin malları” sözü anlam kazanacak.
Ama dikkat: Biz gemiyi satın almıyoruz. Gemiden sağlam çıkan mallara bakıyoruz.
Asıl fırsat, panik bittiğinde başlayabilir. Çünkü zorunlu satıcının işi bittiğinde fiyatı yeniden değer belirlemeye başlar.
Önümüzdeki dönemde soru “Borsa daha ne kadar düşer?” değil.
Asıl soru şu:
Satış bittiğinde hangi hisseler yerde unutulmuş olacak?
