Picture of Remzi Özdemir

Remzi Özdemir

Borsanın Patronları!

Bir zamanlar halka açılmanın anlamı vardı.

Şirketler büyümek için borsaya gelir, yatırımcılar da o büyümeden pay alırdı.

Şimdi ise bazı patronlar için borsa, adeta küçük yatırımcının cebine uzanan devasa bir para transfer mekanizmasına dönüştü.

Televizyon ekranına çıkıyorlar…

Ekonomi kanallarında boy gösteriyorlar…

Şirketlerinin ne kadar büyük hedefleri olduğunu anlatıyorlar…

Hisselerindeki düşüşten dolayı ne kadar üzgün olduklarını söylüyorlar…

“Çok çalışıyoruz” diyorlar…

“Yatırım yapıyoruz” diyorlar…

“Türkiye’nin geleceği için mücadele ediyoruz” diyorlar…

Sonra ne oluyor?

Kamera ışıkları söndükten sonra patron elindeki milyonlarca hisseyi sessiz sedasız piyasaya boşaltıyor.

Bir örnekte patron, yatırımcıların gözüne baka baka yaklaşık 79 milyon lot hisseyi 30 lira seviyelerinden sattı.

Hisse bugün 4 lira civarında sürünüyor.

O günlerde uzay projelerinden bahsediliyordu.

Elon Musk ile görüşmeler yapıldığı söyleniyordu.

Uydu projeleri anlatılıyordu.

Gelecek parlak, hedefler büyük, hikâye muhteşemdi.

Bugün ise aynı şirket maaş ödemekte zorlanıyor.

Tahvil ödemelerini yapamıyor.

Kupon ödemelerini gerçekleştiremiyor.

Ama patronun umurunda mı?

Değil.

Çünkü patron çoktan kasayı doldurdu.

Hisselerinin büyük bölümünü küçük yatırımcıya sattı.

Milyonlarca lirayı cebine koydu.

Şirket battıysa da yatırımcı mağdur olduysa da artık onun sorunu değil.

Ne yazık ki bu tek örnek değil.

Yakın dönemde bir ilaç şirketi mükemmel bilançolar açıkladı.

Kârlar şahane görünüyordu.

Yatırımcılar umutlanıyordu.

Ancak perde arkasında patron sürekli hisse satıyordu.

Şirketin halka açıklık oranı yüzde 73’e kadar yükselmişti.

Borsacıların tabiriyle patron “mal boşaltıyordu.”

Sonra bir akşam…

KAP’a düşen tek bir açıklama…

Konkordato.

Bütün parlak bilançoların arkasındaki gerçek ortaya çıktı.

Yatırımcı bir gecede büyük kayıplarla karşı karşıya kaldı.

Patron mu?

O zaten çoktan hisselerini satmıştı.

Parayı almıştı.

Geride kalanlar ise hayallerini, birikimlerini ve umutlarını kaybetmiş binlerce küçük yatırımcıydı.

Daha da kötüsü var

Bazı patronlar satışlarını zamanında açıklamıyor.

Önce satıyorlar.

Sonra bildiriyorlar.

Neden?

Yatırımcı uyanmasın diye.

Piyasada satış baskısı oluşmasın diye.

Küçük yatırımcı patronun çıktığı kapıdan son çıkan kişi olsun diye.

Peki ceza?

SPK ceza kesiyor.

Ama o ceza çoğu zaman elde edilen kazancın yanında komik kalıyor.

Milyonlarca, hatta bazen milyarlarca liralık işlemlerden sonra verilen cezalar, elde edilen kazancın binde biri bile etmiyor.

Bu ceza değil.

Bu caydırıcılık değil.

Bu adeta “Bir daha yap ama biraz daha dikkatli yap” demekten başka bir anlam taşımıyor.

Son iki yılın özeti

Son iki yılda buna benzer onlarca örnek yaşadık.

Patron kazandı.

Küçük yatırımcı kaybetti.

Patron servetine servet kattı.

Küçük yatırımcı ev parasını, emeklilik birikimini, çocuklarının eğitim parasını kaybetti.

Sonra dönüp soruyoruz:

Neden yabancı yatırımcı gelmiyor?

Neden güven sorunu var?

Neden borsa sürekli spekülasyonlarla anılıyor?

Çünkü yatırımcı şirketlere değil, patronların vicdanına yatırım yapmak zorunda bırakılıyor.

Oysa sermaye piyasalarının temel kuralı şudur:

Patron yatırımcıyla aynı gemide olacak.

Bizde ise bazı patronlar cankurtaran botuna çoktan binmiş oluyor.

Gemi batınca da denizde kalan yatırımcı oluyor.

Bugün hâlâ binlerce insan bu borsadan para kazanma umuduyla ekran başında bekliyor.

Belki kazanacaklar.

Belki bazı hisseler yükselecek.

Ama gerçek şu:

Bir borsanın yükselmesi için önce hisselerin değil, güvenin yükselmesi gerekir.

Güvenin olmadığı yerde yatırım olmaz.

Yatırımın olmadığı yerde ise borsa değil, sadece patronların para kazanma düzeni olur.

Ve ne yazık ki son yıllarda gördüğümüz tablo tam olarak budur.

Yorum
0

Paylaş

WhatsApp Facebook X Platformu

Arama Yap