Yıllar önce Maliye Bakanlığında görev yaparken bir vergi incelemesi gelmişti. Firma hakkında biraz araştırma yaptığımda borsaya kote olduğunu, ancak gözaltı pazarında işlem gördüğünü tespit ettim.
Son bir aylık hisse trendine baktığımda ciddi anlamda talep gördüğünü, yukarı yönlü bir hareket olduğunu ve ekranın yeşile döndüğünü gördüm.
Daha sonra kayıtlı iletişim bilgilerinden firmaya ulaşmak istedim, ancak kimse cevap vermiyordu. Mali müşavirine ulaşmaya çalıştım, o da mümkün olmadı.
Defter ve belgelerin ibrazı için bir yazı hazırladım. Ardından bağlı bulunduğu vergi dairesinin müdürünü arayarak yazının yoklama memuru marifetiyle tebliğ edilmesini istedim.
Hisse Uçuyor, Şirket Ortada Yok
Yoklama memurumuz şirket merkezinin bulunduğu fabrika binasına gittiğinde tesisin kapalı olduğunu, herhangi bir üretim yapılmadığını ve içeride kimsenin bulunmadığını tespit etti. Kapıdaki güvenlik görevlisi de fabrikanın bir süredir üretimi durdurduğunu ve kapalı olduğunu söyledi.
Oldukça ilginç bir incelemeydi. O dönemde incelemeyi tamamen harici bilgi, belge ve veriler üzerinden yürüttük.
Düşünün; borsada hisseler uçuyor ama firma ortada yok. SPK ve borsa yönetimi uyuyor, ancak birileri kapanmış bir şirketin hisseleri üzerinden fiyatları şişiriyor.
Aradan neredeyse 20 yıl geçti. Peki borsada ne değişti derseniz, bu konuda çok fazla olumlu cümle kurmam mümkün değil.
Elbette bazı hisseleri tenzih ediyorum. Ancak hisselerin neye göre yükselip düştüğü çoğu zaman meçhul. Mali tablolarına göre dip yapması gereken hisselerin zirve yaptığına, ciddi yatırımlar yapan şirketlerin hisselerinin ise hak ettiği ölçüde değer kazanmadığına sıkça şahit oluyoruz.
Temettü Bekleyen Yatırımcılar
Yine halka açık başka bir şirket hakkında yaptığım vergi incelemesinde, “örtülü kazanç dağıtımı” yapıldığına ilişkin bir rapor düzenledik. Firma uzlaşma talebinde bulundu ve uzlaşıldı. Uzlaşılan tutarı da ödedi.
Ancak şirket, örtülü kazanç dağıtımı yoluyla kârını ana şirkette bırakıyor, halka açık şirkette ise neredeyse hiç kâr kalmıyordu. Dolayısıyla elinde hisse senedi bulunduran yatırımcılar da temettü beklentisiyle avuçlarını yalıyordu.
Peki buna karşı SPK herhangi bir işlem yaptı mı?
Hayır.
Oysa bu konu, SPK mevzuatı kapsamında hürriyeti bağlayıcı cezaya kadar uzanabilen yaptırımları olan bir husus.
Yeni Kahraman: Türkiye Varlık Fonu
Bunları neden anlatıyorum?
Borsamızın kurumsallık, derinlik ve denetim anlamında çeşitli zafiyetleri olduğunu zaten biliyoruz. Ancak bu sorunlara bir yenisi daha eklendi.
İçsel ya da dışsal bir şok geldiğinde, borsadaki satış baskısını karşılamak üzere artık yeni bir kahramanımız var:
Türkiye Varlık Fonu.
Nasıl ki kuru tutabilmek için Merkez Bankası tüm imkânlarıyla döviz satarak kurun yükselmesine izin vermiyorsa, Varlık Fonu da borsanın aşağı yönlü hareketine izin vermiyor.
Biz buna da serbest piyasa diyoruz.
Ne kadar serbest olduğu ise kamuoyunun takdirine kalsın.
Borsa Artık Güvenilir Bir Barometre mi?
Bahsettiğim nedenlerle artık borsa üzerinden ekonomi değerlendirmesi yapmaktan vazgeçelim.
Borsa, ekonomi açısından güvenilir bir barometre değildir.
Her kriz döneminde gözlerimizi borsaya dikmek, tek başına anlamlı bir gösterge sunmuyor.
Finali hem bir tebrik hem de bir temenniyle yapalım.
Maliye Bakanlığında önemli görevlerde bulunmuş eski Baş Hesap Uzmanı Mahmut Sütçü, SPK Başkanlığı görevine atandı.
Kendisini tebrik ediyor, aynı zamanda artık bazı şeylerin değişmesi yönündeki temennilerimi de iletiyorum.
