Tarih kitapları, tarihini unutan ulusların acı sonlarıyla doludur.
Adaletsizliği derinleştiren, eşitsizliği büyüten, halkı yoksullaştıran, kadını köleleştiren hiçbir düzenin uzun süre ayakta kalması mümkün değildir.
Osmanlı’da kadının toplumsal varlığı büyük ölçüde sınırlıydı. 1831’de yapılan ilk nüfus sayımında yalnızca erkekler sayılmıştı; amaç asker ve vergi yükümlülüklerini belirlemekti. Bu durum, kadının dönemin devlet ve toplum düzenindeki sınırlı konumunun çarpıcı göstergelerinden biriydi.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Türk kadınının hali hiç de parlak değildi.
Anadolu’nun geniş bölgelerinde kadınların eğitim, çalışma hayatı ve kamusal yaşama katılımı son derece sınırlıydı.
Atatürk’ün 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı ve o günlerin ünlü gazetesi İkdam‘da yayımlanan şu sözleri, kadınlarımızın durumunu gözler önüne seriyor:
“Bazı yerlerde kadınlar, görüyorum ki başına bir bez veya bir peştamal veya buna mümâsil bir şeyler atarak yüzünü, gözünü örter ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mânâ ve medlûlü nedir?
Efendiler, medenî bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşî vaziyete girer mi?
Bu hâl milleti gülünç gösteren bir manzaradır. Derhâl tashîhi lâzımdı!”
(1 Eylül 1925 | İkdam)
Cumhuriyet döneminde kadınlarımıza önemli hukuki ve siyasal haklar sağlandı, onlara seçme ve seçilme hakkı verildi.
Türk kadını ilerleyen yıllarda eğitimden çalışma hayatına kadar toplumsal yaşamın her alanında büyük başarılar gösterdi.
Ülkeye hâkim olan Ortaçağ zihniyeti yavaş yavaş silindi. Türkiye uygarlık yolunda büyük adımlar attı.
Cumhuriyet fazilettir. Cumhuriyet, insan olmak demektir.
Kadınlara sağlanan bu haklar, Cumhuriyet’in toplumsal dönüşümüne karşı çıkan çevreleri memnun etmedi. Atatürk’e ve Cumhuriyet’in getirdiği yeniliklere karşı durdular.
Kadın-erkek eşitliği de Cumhuriyet tarihi boyunca en sert tartışmaların yaşandığı alanlardan biri oldu.
Kadınları şiddetten korumayı amaçlayan İstanbul Sözleşmesi 2014’te yürürlüğe girdi. 2021’de Cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden çekildik.
Bugün kadınların Cumhuriyet’le elde ettiği bazı kazanımların aşınabileceğine ilişkin kaygılar giderek büyüyor.
Kadınları kamusal hayattan çekmeyi, hayatlarını evle sınırlamayı savunan bir eğilim güç kazanıyor.
Tüm bunlara masum istekler gibi bakamayız.
Boşvere boşvere ülke bu hallere geldi.
Kadınların özgür bireyler olduklarının bilincinde olarak kazanılmış haklarına daha güçlü biçimde sahip çıkmaları, erkek egemenliğine karşı “Yeter artık!” demeleri gerekiyor.
Kadını “köle” gören zihniyet bir daha geri gelmemecesine çöpe yollanmalıdır.
Kendi tercihiyle değil, baskıyla yaşamak zorunda kalan kadınları düşündükçe, Cumhuriyet’in 103’üncü yıl dönümünde Türkiye’de böyle bir tablo olmamalıydı diye üzülüyorum.
Türk kadınını ikinci sınıf insan olmaktan çıkaran ve onların devletin her kademesinde etkili olmalarının yolunu açan Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Oysa bugün Atatürk’ün kadın hakları alanındaki reformlarına mesafeli duran kadınların da olduğunu görüyorum. Nasıl oluyor bu? Aklım almıyor! 21’inci yüzyılda uygar bir ülkede bu nasıl mümkün olabiliyor, anlamak çok zor!
Geçmişte kadının toplumsal ve hukuki konumu erkeğe göre çok daha sınırlıydı. Cumhuriyet, kadının eşit yurttaş olması yolunda büyük bir dönüşüm başlattı. Bunun neresi kötü ki Atatürk’e kızıyorlar!
Tarih kitapları, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle “Yeni bir çağ” başladığını yazar! Ortaçağ kapanmış, yeniçağ başlamıştır. Öyle mi?
Ben bu ifadelere her zaman kuşku ile baktım!
İstanbul’un fethinden 573 yıl sonra bile ülkenin bazı bölgelerinde kadınların eğitim, istihdam ve kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma konusunda ciddi eşitsizliklerle karşılaşması çok üzücüdür!
O bölgelerdeki kız çocuklarının okullaşma oranına bakın…
Kadınların iş gücüne katılım oranına bakın…
Kendi mesleğini, kendi hayatını seçebilen kaç kadın var, ona bakın…
Büyük Atatürk, “Cumhuriyet, kökü erdeme dayalı bir idaredir. Cumhuriyet erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide dayalı olduğu için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bundan ibarettir” demişti.
Cumhuriyet’in ilânının 103’üncü yıl dönümünde görülen eskiye dönüş özlemi, ciddî bir akıl tutulmasının belirtisi değil midir?
