Picture of Murat Muratoğlu

Murat Muratoğlu

Canım İstedi Kapattım, Canım İstedi Açtım!

İstanbul Bilgi Üniversitesi meselesi yalnızca bir üniversitenin başına gelen tuhaf bir idari işlem değildi. Asıl mesele, bu ülkede kararların nasıl alındığını, hukukun nasıl eğilip büküldüğünü, binlerce gencin geleceğinin bir imzanın ucuna nasıl bağlandığını göstermesiydi.

Bir bakıyorsun üniversite var. Ertesi gün yok. Üç gün sonra tekrar var.

Biri çıkıp “Bilgi Üniversitesi biraz bozuldu, kapa aç yapalım, belki kendine gelir” dediyse, belli ki sistem yeniden başlatma tuşuna bastı. İyi de sebep neydi?


Bilgi Üniversitesi, öyle dün kurulmuş, tabelası yeni asılmış apartman üniversitelerinden biri değil. 1996’da sivil bir girişimle hayata geçen, “okul içinde okul” anlayışıyla bilinen, Türkiye’nin en köklü vakıf üniversitelerinden biri.

Böyle bir kurumun kapısına cuma günü kilit vuruluyor. Pazartesi günü ise “Neyse, devam edelim” denilerek aynı kapı yeniden açılıyor. Arada geçen süre sadece 72 saat.

Memleket değil, bilgisayar oyunu sanki… Bölüm geçilemeyince kayıt dosyası geri yükleniyor.


Ceza hukukunda çok temel bir ilke vardır: Cezanın şahsiliği.

Bunu hukuk fakültesinin birinci sınıfında anlatırlar. Suçu kim işlediyse ceza ona verilir. Holdingin patronu suç işlediyse gider yakasına yapışırsın. Mal varlığına ne yapacaksan yaparsın, mahkemeye çıkarırsın, hesabını sorarsın.

Ama holdingin altında yer alan koskoca üniversiteden ne istiyorsun?

Orada okuyan 20 binden fazla öğrenciden, ders veren akademisyenden, idari personelden, yıllardır emek veren insanlardan ne istiyorsun?

Patronun dosyasını alıp öğrencinin sırtına niye yüklüyorsun? Bir kişinin hukuki meselesini, geleceğini o okulda arayan gencin hayatına neden fatura ediyorsun?


Madem bu kapatma işlemi “zorunlu hukuki süreç”ti, üç gün sonra o zorunluluk nereye gitti?

Hukuk üç günde fikir mi değiştirdi? Mevzuat pazartesi sabahı kahvesini içip “Ben bugün daha yumuşağım” mı dedi?

Üniversite dediğin bakkal dükkânı değil. Sabah kepenk indirip öğleden sonra “Hadi açıyoruz” diyemezsin.

Orada sınav takvimi var. Diploma süreci var. Akademik kariyer var. İş sözleşmesi var. Öğrencinin ailesinin yıllarca ödediği para var. Gençlerin planı var, emeği var, geleceği var.

Sen bir imza atarken yalnızca bir kurumu kapatmıyorsun. Binlerce insanın hayat programını çöpe atıyorsun.


Asıl mesele de burada başlıyor.

Bilgi Üniversitesi olayı bize sadece bir okulun başına gelenleri anlatmadı. Bu ülkede hukuk güvenliğinin ne hale geldiğini, kuralların ne kadar oynak zemine oturduğunu, vatandaşın ve yatırımcının yarın sabah neyle uyanacağını bilemediğini gösterdi.

Yabancı yatırımcı da bu tabloya bakıyor.

“Ben burada fabrika kursam, yarın bir kararla ruhsatım iptal edilir mi? Ortak olduğum şirket soruşturma geçirirse yatırımım da yanar mı? Bugün verilen izin, yarın sabah geri alınır mı?” diye soruyor.

Haksız mı?

Adam parasını getirip senin ruh haline mi bağlayacak? “Bugün uygundur, yarın bakarız” anlayışıyla yönetilen bir ülkeye uzun vadeli yatırım gelir mi?


Hukukun öngörülemediği yerde kalıcı sermaye gelmez. Gelen ancak sıcak para olur. O da valizini kapının yanında tutar.

Faizi alır. Kurda koku alınca arkasına bakmadan çıkar.

Çünkü yatırım dediğin şey sadece kâr hesabı değildir. Güven hesabıdır. İnsan parasını koyduğu ülkede kuralın yarın da aynı kalacağını bilmek ister. Mahkemenin kararına, kurumların ciddiyetine, devletin devamlılığına bakar.

Bizde ise sistem çoğu zaman trafik lambası gibi çalışıyor. Kırmızı yanıyor, duruyorsun. Arkadan biri korna çalıyor: “Geç geç, kural değişti!” Geçiyorsun, bu kez ceza geliyor.

Çünkü sistem kendi koyduğu ışığa bile güven vermiyor.


Bu yüzden Bilgi Üniversitesi kararı sıradan bir idari işlem olarak görülemez. Burada mesele yalnızca bir vakıf üniversitesinin kapatılıp açılması değil. Mesele, “Ben yaptım oldu” anlayışının eğitimden ekonomiye, hukuktan yatırıma kadar her alanı zehirlemesi.

Gençlerin geleceği böyle yönetilmez.

Üniversiteler böyle yönetilmez.

Ülke hiç yönetilmez.

Canım istedi, Bilgi Üniversitesi’ni kapattım. Canım istedi, Bilgi Üniversitesi’ni açtım.

Başkanlık sistemi ucubesinin sade Türkçesi de tam olarak bu:

Canım istedi!

Yorum
0

Paylaş

WhatsApp Facebook X Platformu

Arama Yap