Prof. Dr. Soner Gökten
Ekonomi yönetimi uzun süredir aynı denklemi savunuyor: Yüksek faiz, kontrollü kur ve düşük enflasyon.
Teoride bu modelde döviz kuru, enflasyonu dizginleyen bir çıpa işlevi görüyor. Ancak pratikte o çıpanın zincirini kimin taşıdığı pek konuşulmuyor.
2025’in ilk altı ayıyla karşılaştırıldığında, 2026’nın aynı döneminde ücretlilerden alınan gelir vergisi yüzde 145 arttı. Şirketlerin ödediği kurumlar vergisindeki artış ise yüzde 31’de kaldı.
Başka bir ifadeyle ücretlilerin vergi yükündeki artış, şirketlerinkinin neredeyse beş katına ulaştı.
Aynı dönemde merkezi yönetim bütçesi yaklaşık 943 milyar lira açık verdi. Haziran ayında bütçenin fazla vermesi de yılın ilk yarısında ortaya çıkan bu tabloyu değiştirmedi.
Burada dikkat çekici olan yalnızca devletin daha fazla vergi toplaması değil. Verginin kimden toplandığı da değişiyor. Vergi gelirlerinin ağırlığı giderek ücretlilerin üzerine kayıyor.
Vergi herkesin, yük kimin?
“Vergiyi şirketler ödüyor” denir.
Oysa ücretli yalnızca gelir vergisi ödemiyor. Markette KDV, akaryakıtta ÖTV, iletişimde ve gündelik tüketimde çok sayıda dolaylı vergi de yine ücretlinin cebinden çıkıyor.
Üstelik ücretli, vergi sisteminin en düzenli müşterisi. Çünkü maaşı daha hesabına yatmadan gelir vergisi kaynağında kesiliyor.
Devletin kasasına giren vergilerin tamamı aynı havuzda toplanıyor. Bu havuzdan yatırımlar yapılıyor, sosyal harcamalar karşılanıyor, kamu borçlarının faizi ödeniyor ve ekonomi politikalarının finansmanı sağlanıyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca kimin ne kadar vergi ödediği değil; toplanan kaynağın hangi ekonomik tercihleri ayakta tuttuğudur.
Kur tesadüf değil, tercih
Diğer tarafta sanayiciye ve ihracatçıya verilen destekler artıyor.
Mevcut ekonomi programı; yüksek faiz, kontrollü kur, rezerv yönetimi ve çeşitli teşviklerle döviz kurundaki ani sıçramaları önlemeye çalışıyor.
Bu politikanın mali alanını ise giderek daha fazla vergi gelirleri oluşturuyor.
Peki bu vergi yükünün ağırlığını kim taşıyor?
Veriler, cevabın giderek daha fazla ücretliler olduğunu gösteriyor.
Asıl rezerv bordroda
Ekonomide bazen en önemli gerçekler istatistik tablolarında değil, maaş bordrolarında saklıdır.
Çünkü bordro kaçamaz.
Gelir vergisi kesilir. Markette KDV, akaryakıtta ÖTV ödenir. Maaşlı çalışan, kazanmadan önce ve harcarken yeniden vergilendirilir.
Sonra dönüp şu soru sorulur:
“Kur nasıl bu kadar sakin kaldı?”
Belki de bu sorunun cevabı yalnızca döviz ekranlarında ya da Merkez Bankası bilançosunda değildir. Bir kısmı maaş pusulasında yazılıdır.
Merkez Bankası rezerv biriktiriyor, Hazine faiz ödüyor, sanayici ve ihracatçı destekleniyor. Ancak mevcut tabloda kur istikrarının görünmeyen finansörlerinden biri de her ay vergisini peşin ödeyen ücretli oluyor.
Demek ki Türkiye’de doları yalnızca rezervler tutmuyor.
Biraz da bordrolar tutuyor.
Belki de bugün en güçlü döviz müdahalesi, Merkez Bankası’nın piyasaya döviz satması değil; maaş daha çalışanın cebine girmeden yapılan vergi kesintisidir.
Bu nedenle kurun gerçek çıpası yalnızca rezervler değildir. Giderek ağırlaşan vergi yükünü omuzlayan ücretliler de bu politikanın taşıyıcılarından biridir.
Ortaya çıkan tablo yalnızca bir bütçe tercihini göstermiyor. Aynı zamanda ekonomi programının maliyetinin kimlere ödettirildiğini de açıkça ortaya koyuyor.
