Eskiden orta sınıfın hayat planı belliydi:
Çalışır, biraz birikim yapar, banka kredisi kullanır ve yıllar içinde kendi evine geçerdi.
Bugün ise aynı orta sınıf, bırakın ev almayı, yaşadığı evin kirasını ödeyebilmek için maaşının tamamını harcamak zorunda kalıyor.
Rakamlar Acımasız
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Konut Fiyat Endeksi ve Endeksa verilerine göre Türkiye genelinde ortalama konut fiyatı yaklaşık 4,95 milyon TL’ye ulaştı.
İstanbul’da ise ortalama konut fiyatı 7 milyon TL sınırını geçti.
Peki bu rakamların karşısında orta sınıfın geliri ne durumda?
Türkiye İstatistik Kurumu verileri ve piyasa ücret analizleri, medyan maaşın 30 bin ile 45 bin TL arasında sıkıştığını gösteriyor.
Aynı dönemde İstanbul’da ortalama kira 40 bin TL’ye dayanmış durumda.
Yani maaşınızın büyük kısmını kiraya veriyorsunuz.
Sonra size deniyor ki:
“Gel, faizsiz sistemle ev sahibi ol.”
Ama matematik başka bir şey söylüyor.
Matematik İzin Vermiyor
Bugün tasarrufa dayalı faizsiz finansman sistemlerinde çekilişsiz, garantili teslimatlı modellerde İstanbul gibi büyük şehirlerde aylık taksitler 35 bin ile 55 bin TL arasında değişiyor.
Bunun üzerine bir de ev değerinin yüzde 7 ila 10’u kadar organizasyon ücreti ekleniyor.
Yani 7 milyon TL’lik bir ev için yalnızca organizasyon bedeli bile yaklaşık 500 bin TL’ye yaklaşabiliyor.
Şimdi durup düşünelim…
40 bin TL kira ödeyen bir aile, aynı anda nasıl 45-50 bin TL taksit ödeyecek?
Bu artık ekonomik değil, matematiksel olarak imkânsız bir denklem.
Dolayısıyla sistemin reklamlarında hedeflenen “orta sınıf aile”, gerçekte sistemin müşterisi değil.
Gerçek Müşteri Kim?
Gerçek müşteri profili çok daha farklı:
- Çift maaşlı aileler
- Kira ödemeyenler
- Aile desteği olanlar
- Elinde peşinat veya birikim bulunanlar
Yani sistem, orta sınıfa değil;
orta sınıfın üst katmanına hitap ediyor.
Araçta Çalışıyor, Konutta Çalışmıyor
İşin ilginç tarafı şu:
Aynı model araç finansmanında çalışabiliyor.
Çünkü 500 bin ile 1,5 milyon TL arasındaki ikinci el araçlarda aylık ödemeler 5 bin ile 15 bin TL seviyelerine kadar düşebiliyor.
Bu nedenle araçta erişilebilir görünen model, konutta tamamen erişim dışına çıkıyor.
Çünkü sorun sistem değil.
Sorun, Türkiye’de konut fiyatlarının gelirden kopmuş olması.
Peki Bu Sistemler Nasıl Bu Kadar Büyüyor?
Asıl tartışılması gereken konu burada başlıyor.
Bu sistemler nasıl bu kadar büyüyor?
Cevap basit:
Enflasyon sayesinde.
Şirketlerin görünen ana geliri organizasyon ücretleri.
Sistemden erken çıkan da ödüyor…
Teslim alan da ödüyor…
Yıllarca bekleyen de ödüyor…
Yani müşteri evine kavuşsa da kavuşmasa da şirket ücretini garanti ediyor.
Sektörün 2025 yılı işlem hacmi 1,2 trilyon TL’yi aştı.
Ortalama yüzde 8 organizasyon ücreti üzerinden bakıldığında yaklaşık 96 milyar TL’lik devasa bir gelir havuzu ortaya çıkıyor.
Ama gelir bununla da sınırlı değil.
Müşteri Beklerken Para da Çalışıyor
Sistemde bekleyen paralar katılım bankalarında ve kira sertifikalarında değerlendiriliyor.
Mevzuata göre getirinin büyük kısmı ihtiyat fonuna aktarılıyor, kalan bölüm ise şirket gelirine dönüşüyor.
Yani müşteri sadece sırasını beklemiyor…
Parası da şirket için çalışıyor.
Ve işin en kritik noktası burada başlıyor:
Enflasyon Bu Sistemin Görünmeyen Ortağı
Çünkü yüksek enflasyon ortamında banka kredisi erişilemez hale geliyor.
Aylık faiz yüzde 2’leri, 3’leri aşınca insanlar kredi kullanamıyor.
Tasarruf yapamıyor.
Biriktirdiği para her ay eriyor.
Tam o anda bu sistem devreye giriyor ve milyonlarca insan için “tek seçenek” haline dönüşüyor.
Rakamlar Ne Diyor?
Büyüme rakamları da bunu doğruluyor.
2023 yılında yaklaşık 370 bin kişinin dahil olduğu sistemde kullanıcı sayısının 2025’te 1,1 milyona yaklaşması tesadüf değil.
Bu, insanların zenginleşmesinin değil…
Başka alternatiflerinin kalmamasının sonucu.
Çünkü sağlıklı bir ekonomide insanlar 10 yıl kura beklemek istemez.
Makûl faizli kredi kullanır.
Biriktirir.
Plan yapar.
Öngörebilir.
Asıl Trajedi
Ama Türkiye’de artık insanlar ev almak için finansal plan değil,
umut satın alıyor.
Asıl trajedi de burada başlıyor.
Bir ülkede orta sınıf kendi maaşıyla ev alamıyorsa, sorun yalnızca konut piyasasında değildir.
Sorun, doğrudan ekonomik sistemin kendisindedir.
