Murat Muratoğlu
Borsada bir şirketin fiyatını gerçeklerden koparıp gökyüzüne nasıl gönderirsiniz? Bunun için ders kitabı aramaya gerek yok. Gündoğdu Gıda’nın son iki yıllık hikayesini önünüze koyun, mekanizma bütün çıplaklığıyla karşınızda.
Borsadaki kodu GUNDG… Takvim Ağustos 2024’ü gösterirken şirket 35 liradan halka açılıyor. Anlatılan hikaye gayet güzel: Süt üretilecek, peynir yapılacak, şirket büyüyecek, yatırım yapılacak…
Vatandaş da doğal olarak üretim yapan şirkete ortak olduğunu düşünüp parasını koyuyor. Halka arzdan şirketin kasasına yaklaşık 350 milyon lira giriyor.
Buraya kadar bildiğiniz normal bir halka arz hikayesi…
Sonra işler tuhaflaşmaya başlıyor.
Daha bir buçuk yıl dolmadan hisse yaklaşık dokuz kat değer kazanıyor. İnsan sormadan edemiyor: Bunlar yeni bir peynir çeşidi değil de süt akan petrol kuyusu falan mı buldu?
Derken Şubat 2026 geliyor.
Şirket yönetimi artan maliyetleri gerekçe gösteriyor ve üretime son veriyor. Yani yatırımcının ortak olduğu süt ve peynir hikayesi daha yolun başında rafa kalkıyor.
Üstelik mesele üretimin durmasıyla da bitmiyor.
Fabrika satılıyor, makineler elden çıkarılıyor, güneş enerjisi sistemi devrediliyor. Çalışanlarla yollar ayrılıyor.
Bir süre sonra geriye üretim yapan şirketten çok, borsada işlem gören bir tabela kalıyor.
Normal bir piyasada bundan sonra ne beklersiniz?
Faaliyetini durdurmuş, üretim araçlarını satmış bir gıda şirketinin değeri düşer.
Bizde olan ise bunun tam tersi!
35 liradan halka açılan, 308 liraya kadar yükseldikten sonra üretimi kapatan şirketin hissesi bu kez hızlanarak 2.700 liranın üzerine çıkıyor.
Ortaya öyle bir piyasa değeri çıkıyor ki insan rakamı birkaç kez kontrol etmek zorunda kalıyor.
Arçelik dünyanın her köşesine beyaz eşya satıyor. Otokar otobüs ve zırhlı araç üretiyor. Ülker onlarca ülkeye bisküvi, çikolata gönderiyor.
Peynir üretmeyi bırakmış Gündoğdu Gıda’nın borsa değeri zirvede 105 milyar liraya ulaşıyor.
Aynı dönemde Arçelik yaklaşık 59 milyar, Otokar 38 milyar, Ülker 33 milyar lira…
Ortada inek kalmamış, peynir üretilmiyor ama şirketin değeri Arçelik’in neredeyse iki katı!
Peki fiyat gerçeklerden bu kadar nasıl kopuyor?
Pusula ve onunla hareket eden fonlar, piyasadaki Gündoğdu hisselerinin çok büyük bölümünü topluyor.
Dolaşımda satılacak hisse azaldıkça fiyatı yukarı taşımak kolaylaşıyor. Eldeki hisseler sınırlı, alım geliyor, fiyat yükseliyor. Ardından aynı kağıt giderek daha yüksek seviyelerden işlem görüyor.
Kısacası klasik “al gülüm ver gülüm” düzeni…
Peynir ortada yok ama fiyatın kaymağı maşallah yerinde!
Hisse 2.707 lirayı görüyor. Halka arz fiyatının yaklaşık 77 katı!
Bu yükseliş doğal olarak fonların getirilerine de yansıyor. TEFAS ekranında bu fonlar getiri listesinin üst sıralarına tırmanıyor.
Vatandaş ne görüyor?
“Bu fon çok kazandırmış.”
Fonun içinde hangi hisseler var, o hisselerin gerçek değeri nedir, sürdürülebilir mi? Bunlara bakan çok az.
Enflasyon karşısında parasının erimesinden korkan yatırımcı da yüksek getiriyi görünce parasını fonlara taşıyor.
İşte sistemin asıl yakıtı buradan geliyor: Yeni yatırımcı parası.
Fona para girdikçe zaten şişirilmiş olan hisseler yeniden alınıyor. Yeni alımlar fiyatı yükseltiyor, fiyat yükseldikçe fonun getirisi artıyor, yüksek getiri yeni yatırımcıyı çekiyor.
Üstüne bir de bu pahalı hisseler teminat gösterilerek aracı kurumlardan milyarlarca liralık kredi kullanılıyor.
Kağıt üzerindeki servet büyüyor, büyüyen servet daha fazla borçlanma imkanı sağlıyor. Yeni krediyle tekrar alım yapılıyor. Alım geldikçe fiyat yeniden yukarı gidiyor.
Balonun pompası da balonun içinde!
Tabii böyle düzenlerin sonsuza kadar çalışması mümkün değil.
SPK’daki yönetim değişikliğinin ardından sistem mercek altına alınınca zincirin bir halkası kopuyor.
Yatırımcılar durumu fark edip fonlardan paralarını çekmeye başlayınca oyun değişiyor.
Çünkü fondan çıkan yatırımcıya para ödemek için eldeki hisseleri gerçek piyasada satmak gerekiyor.
Peki üretimini durdurmuş, varlıklarını satmış bir şirketin hissesine kim çıkıp da 2.700 lira verecek?
Alıcı çıkmayınca hisse taban taban geriliyor.
Hisse düştükçe kredilerin arkasındaki teminat eriyor. Teminat eridikçe açık büyüyor. Bir süre sonra bütün o kağıt üzerindeki servetin altından devasa bir zarar çıkıyor.
Fatura ise trilyon liraları buluyor.
İnekleri sağmayı bıraktılar, yatırımcıyı sağdılar.
Ortada ne süt kaldı ne peynir…
Geriye milyarlarca dolarlık koca bir yoğurt kasesi ve parası hıyara dönmüş on binlerce masum vatandaş kaldı.
Budur trilyonların cacık olma hikayesi…
Diğer dosyalar açıldıkça bunun bile masum kaldığını görebiliriz.
