Picture of Ümit Zileli

Ümit Zileli

Güneşli Bir Gelecek İçin!

Ümit Zileli

Hadi çekinmeyin, itiraf edin…

Siz bu ülkenin demokrasiyle idare edildiğine hiç mi hiç inanmıyorsunuz? Hatta, adım gibi eminim; sık sık aranızda tartışıp, “Böyle demokrasi mi olur?” diye veryansın ediyorsunuz.

Kendinizi frenleyemeyip, neden bu ülkede demokrasi olmadığını, bu şartlar altında olamayacağını maddeler halinde birbirinize sıralıyorsunuz…

Bu ülkede yarım asırdan beri demokrasi oyunu oynandığını, demokrasinin yurttaşlara yalnızca seçimden seçime oy vermek olarak yutturulduğunu yana yakıla anlatıyorsunuz. Bunun ancak bir “elitler demokrasisi” olduğunu, böylesi bir düzende oy isteyenlerin her türlü rezilliği yapma hakkına sahip sayıldığını, oy verenlerin ise ancak “çağdaş köle” sıfatına hak kazanabildiğini yaşanmış olaylarla açıklıyorsunuz.

Böyle bir “demokratik!” düzende, hakkında türlü yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları dolaşanların dahi el üstünde tutulduğunu, gerçek demokrasilerde siyasi hayatı sona erecek kişilerin bizim “demokrasimizde” eli öpülesi münevver insanlar olarak baş tacı edildiğini, üstelik isim zikrederek söylüyorsunuz…

-Kusura bakmayın ama çok fesatsınız!

-Tıpkı benim gibi!

Bizimkisi deyim yerindeyse, “al gülüm ver gülüm demokrasisi!”

Daha açık bir anlatımla, “rüşveti ver, oyu kap” demokrasisi. Parası ya da partide güçlü arkası olan aday gösterilecek, seçim döneminde deve yüküyle para ya da olanağı etrafa dağıtacak, seçildikten sonra da lideri ne diyorsa o yönde parmak kaldıracak. Namusuyla seçilenler ise zaten bıktırılacak ya da tasfiye edilecek.

-Yalan mı?

Zübük demokrasisi!

Demokrasinin, “Demirkırasi” olarak telaffuz edildiği 1950’lerden bu yana hep böyle olmadı mı?..

Adnan Menderes’e atfedilen o meşhur, “odunu koysam seçilir” sözü boşuna mı yıllardır anlatılıyor?

Bu memlekette mebus pazarları kurulmadı mı? Milletvekili transferlerinde milyon dolarlardan söz eden haberler gazete manşetlerine çıkmadı mı? Aziz Nesin “Zübük” isimli o muhteşem eserinde Patagonya’yı mı anlatıyordu acaba?

-Çuvaldızı birazcık da halkımıza batıralım!

Bu memlekette, filan yöredeki halkımızın oyları, göstermelik yapılmış üç buçuk asfalt için, bir file dolusu zerzevat için, çeyrek altın için, hatta (Türk lirası geçmiyor olsa gerek) üç-beş dolar için filanca partiye akmadı mı?

Söylemesi çok acı ama gerçek; bu ülkeyi yönetme hakkını kendinde bulanlar, ülkeyi tapulu malı olarak görenler, “halkın oyunu” seçim zamanı dağıtılan yardımlarla, sağlanan menfaatlerle kazanılacak bir meta olarak gördüler.

Bastırdılar seçim ekonomisini, dağıttılar imkanları, istediler oyu, kuruldular iktidara. Açın bakın arşivlere, hakkında ciddi yolsuzluk iddiaları ortaya atılmış, siyasi kepazeliği fıkralara konu olmuş kişiler defalarca milletvekili seçildiler, devleti tepe tepe yönettiler.

-İşte bizim demokrasimiz!

Yaşananlara hiç şaşırmıyorum. Şaşıranlara, öfkelenenlere şaşırıyorum!

Bizim demokrasimizde bunlar sıradan olaylardır. Bizimki gibi eşine rastlanmaz demokrasilerin vazgeçilmez koşulları vardır:

-Utanmazlık, yüzsüzlük, arsızlık, ilkesizlik, inkar, ihtiras!

Kifayetsiz muhterisler düzeni!

Bizim demokrasimizin olmazsa olmaz bu koşullarını özümsemeden, eşgüdüm içinde kullanma yeteneğine ulaşmadan yönetmeye talip olamazsınız…

Yapacağınız en seviyesiz, en ilkesiz ve de ahlak dışı davranışları, “Demokrasilerde çare tükenmez” paravanının arkasına saklayabildiğiniz gün tüm ikbal kapıları ardına kadar açıktır, hiç kuşkunuz olmasın!

-Tabii, bir de kifayetsiz olmanız gerekiyor!

Bu ülkede belli sınırlar içinde her şeye göz yumulabilir ama yetenekli olmaya asla!

Maazallah, böyle bir şeye izin verilirse gün gelir “kifayetsiz muhterisler” imparatorluğu yıkılabilir.

-Burası Türkiye, yok öyle!

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yer alan dürüst, yetenekli milletvekilleri işte bu nedenlerden ötürü kalıpları kıramıyor. Kimi bırakıyor, kimi dışlanıyor, kimi bir sonraki seçimlerde diskalifiye ediliyor!

Halkımız hem ağlıyor hem gidip oyunu bu sistemin baş aktörlerine veriyor!.. Demokrasimiz, al gülüm ver gülüm sürüyor… Demek ki yalandan ağlıyoruz…

-Biz, “bizim Demirkırasiyi” çok seviyoruz!

Uzun, çok uzun yıllar geçti, yukarıda yazdığım tanımlama hiç değişmedi!.. Ne kendimize yakıştırdığımız, içselleştirdiğimiz “Demirkırasi”, ne bizi yönetenlerin nitelikleri, menfaatperestliği ve ne de oy verenlerin derin uykusu, kandırılmışlığı!

Günlerdir, Nefes gazetesindeki köşemde, “Terörsüz Türkiye” diye anlatılan, sonuçta “hayal etmenin” bile zor olduğu terörist tehditlerine muhatap olduğumuz “Yeni Türkiye Demokrasisinin” evrildiği son noktayı anlatıyorum, içim acıyarak…

“Bu muydu ulaşacağımız nokta?” diye soruyorum!

Var mısınız bu kez, hepimizi uyuşturan, ülkeyi batmanın, parçalanmanın eşiğine sürükleyen, ötekileştiren bu kısır döngüyü kırmaya?

-Hiç olmazsa çocuklarımız için!

Yorum
0

Paylaş

WhatsApp Facebook X Platformu

Arama Yap