25 yıllık AKP iktidarında Türkiye’de birçok şey değişti. Hatta yıllarca bunun adı konuldu: “Yeni Türkiye.”
Gerçekten de yeni bir Türkiye ortaya çıktı. Kurumlarıyla, ekonomisiyle, hukuk sistemiyle, yatırım iklimiyle…
Ve elbette borsasıyla.
Bugün Borsa İstanbul’a baktığımda aslında Türkiye’nin son 25 yılda geçirdiği dönüşümün bir aynasını görüyorum. Çünkü borsa da ülkeye benzedi. Daha doğrusu iktidarın görmek istediği Türkiye’ye benzedi.
Bundan sadece 5-6 yıl önce yabancı yatırımcı takasının yüzde 60’ların üzerinde olduğu bir piyasa vardı. Dünyanın büyük fonları Türkiye’yi yakından takip eder, şirketleri analiz eder, uzun vadeli yatırım yapardı. Elbette eleştirilecek yönler vardı ama piyasanın bir ağırlığı, bir itibarı bulunuyordu.
Bugün ise yabancı yatırımcıları adeta mumla arıyoruz.
Peki neden?
Çünkü yabancı yatırımcı masal dinlemez.
Siz bir hisseyi birkaç yılda yüzde 40 bin yükseltmeye çalışırsanız, sonra da bunu gelişmiş piyasalardaki fonlara satmaya kalkarsanız kimse inanmaz. Biz bazı hisseleri adeta uzaya gönderdik, sonra da MSCI endekslerine girmelerini bekledik. Elin yabancısı da dönüp baktı ve “Bu hikâyede bir tuhaflık var” dedi.
Nitekim olmadı.
Çünkü yabancı yatırımcı fiyatın değil, güvenin peşindedir.
Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu para bulamamak değil, güven bulamamaktır.
Bu güven sorunu sadece hukukta, ekonomide ya da siyasette değil; borsada da kendisini gösteriyor.

Bunun en somut örneği ise açığa satış yasağı.
Körfez’de yaşanan savaş ve jeopolitik riskler gerekçe gösterilerek Borsa İstanbul’da açığa satış işlemleri haftalardır yasaklanıyor. Son olarak yasak 12 Haziran’a kadar uzatıldı.
Burada kimsenin itiraz etmediği bir gerçek var: Olağanüstü dönemlerde piyasaları korumak için geçici tedbirler alınabilir.
Ancak geçici tedbir ile kalıcı refleks arasında büyük fark vardır.
Bir ülke sürekli olarak “Ekonomimiz güçlü”, “Finansal sistemimiz sağlam”, “Şoklara dayanıklıyız” diyecek, sonra da piyasada fiyat oluşumunu sağlayan temel mekanizmalardan birini aylarca devre dışı bırakacak.
Bu çelişkiyi yabancı yatırımcı da görüyor.
Modern piyasalarda açığa satış bir düşman değildir. Tam tersine piyasanın sağlıklı işlemesini sağlayan araçlardan biridir. Fiyatların gerçek değerine ulaşmasına yardımcı olur, aşırı köpükleri engeller ve likidite yaratır.
Elbette kriz anlarında kısa süreli yasaklar uygulanabilir.
Ama kısa süreli.
Bir hafta.
Birkaç gün.
Belki birkaç işlem seansı.
Aylarca süren yasaklar ise yatırımcıya şu mesajı verir:
“Bu piyasa kendi ayakları üzerinde duramıyor.”
İşte asıl sorun da burada.
Türkiye uzun zamandır piyasaları güçlendirmek yerine onları korumaya çalışıyor.
Oysa güçlü piyasa korunmaya ihtiyaç duymaz.
Güven veren piyasa yatırımcıyı kaçırmaz.
Kuralları öngörülebilir olan piyasa sürekli yasak üretmez.
Bugün Borsa İstanbul’a baktığımızda gördüğümüz şey aslında Türkiye ekonomisinin küçük bir modeli.
Yabancının uzaklaştığı, yerlinin sürekli yön aradığı, kuralların sık sık değiştiği, güvenin fiyatlardan daha değerli hale geldiği bir piyasa…
Yani tam anlamıyla kendimize benzeyen bir borsa.
Ve ne yazık ki sorun da tam burada başlıyor.
