Selçuk Geçer
Mehmet Şimşek bir kez daha iyimser mesajlar veriyor.
“Üretimi güçlü biçimde desteklemeyi sürdürüyoruz” diyor.
Peki sahadaki tablo gerçekten böyle mi?
Mayıs ayında sanayi üretimi önceki aya göre yüzde 2,9 geriledi. İmalat sanayindeki düşüş yüzde 3,3’ü buldu. Yıllık üretim ise neredeyse hiç ilerlemedi.
Bir tarafta yüksek teknoloji vurgusu…
Diğer tarafta temposunu kaybeden fabrikalar var.
Şimşek, yüksek teknolojili ürünlerdeki yüzde 7,9’luk artışı özellikle öne çıkarıyor.
Elbette bu artış değerli.
Ancak birkaç olumlu kalem üzerinden sanayinin tamamına başarı hikâyesi yazılamaz.
Tekstil üreticisi ne yapıyor?
Hazır giyim sektörü nasıl ayakta kalıyor?
Mobilya, makine, metal ve gıda firmaları hangi maliyetlerle finansman buluyor?
Merkez Bankası politika faizini yüzde 37 seviyesinde tutarken, kredi maliyetleri üreticinin üzerindeki baskıyı artırmaya devam ediyor.
Sanayici krediye ulaşmakta zorlanırken “üretimi destekliyoruz” demek tek başına yeterli değil.
Önemli olan, bu desteğin fabrikanın kapısından içeri girip girmediğidir.
Bakan ayrıca cari açığın yılın geri kalanında sınırlı biçimde yükseleceğini, ancak sürdürülebilir düzeylerde kalacağını söylüyor.
Peki sürdürülebilirlik kimin açısından ölçülüyor?
Enerji maliyetleri yükselirken, üretim hâlâ ithal girdiye bağımlıyken ve iç talep yüksek faizle daraltılırken cari açığı geçici olarak kontrol altında tutabilirsiniz.
Asıl mesele, kalıcı biçimde döviz kazandıran bir üretim düzeni kurabilmektir.
Haziran ayında aylık enflasyon yüzde 0,99’a geriledi. Ancak yıllık enflasyon hâlâ yüzde 32,1 seviyesinde.
Şimşek, “Dezenflasyon süreci yeniden başladı” diyor.
Vatandaş neden bu iyileşmeyi hayatında göremiyor?
Çünkü enflasyonun yavaşlaması, fiyatların ucuzlaması anlamına gelmiyor.
Kiralar düşmüyor.
Gıda ucuzlamıyor.
Krediye erişim kolaylaşmıyor.
Üretici geleceğini planlayamıyor.
Ekonominin başarısı sunum dosyalarıyla değil, fabrikalara gelen siparişlerle ölçülür.
Gerçek başarı; yatırımla, istihdamla ve vatandaşın artan alım gücüyle kendisini gösterir.
İşleyen bir ekonomi programı, sanayiciyi yüksek faiz altında ezmeden, vatandaşı daha fazla yoksullaştırmadan ve ülkeyi kısa vadeli yabancı sermayeye bağımlı bırakmadan sonuç üretmelidir.
Aksi takdirde yapılan şey üretimi güçlendirmek değil, küçülen ekonomiyi olumlu ifadelerle pazarlamaktır.
Bu tablonun bedelini ise yine işçi, emekli, esnaf ve küçük üretici öder.
Geriye yalnızca rakamların arasından seçilmiş süslü cümleler kalır.
