Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) devreye girerek 131 fonu tasfiyeye aldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı; şirket yöneticileri ve piyasa aktörlerine yönelik gözaltılar, tutuklamalar ve mal varlığı tedbirleri uygulandı.
Fakat bu olay yalnızca fonların batmasından ibaret değildi. Asıl tartışma, bazı fonların düşük halka açıklık oranına sahip hisselerdeki fiyat artışlarını kullanarak portföy değerlerini olağanüstü seviyelere taşıdığı ve sistemin yeni para girişleri kesildiğinde sürdürülemez hale geldiği iddiasıydı. Bu mekanizmanın ne ölçüde kasıtlı piyasa manipülasyonu olduğu yargı sürecinin konusu oldu.
Krizin boyutu
455 bin 758 tekil yatırımcı etkilendi.
131 fon tasfiye sürecine girdi.
7 portföy yönetim şirketi soruşturma kapsamına alındı.
Krize konu fonların haberlerde aktarılan büyüklüğü 890 milyar TL olarak ifade edildi.
Fon büyüklüğü, kesinleşmiş zarar veya çalındığı ispatlanmış para miktarı anlamına gelmiyor.
İlk uyarı işaretleri 2025 yılında geldi
Borsada bazı hisseler olağan dışı biçimde yükselmeye başladı. Özellikle piyasada sınırlı miktarda alınıp satılabilen hisselerde, şirketlerin ekonomik büyüklükleriyle açıklanması güç fiyat artışları dikkat çekti. SPK, bu hareketleri 2025’in son çeyreğinde gözlemlediğini daha sonra açıkladı.
Kasım 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek manipülasyon uyarısında bulundu.
Bakan Şimşek, bazı yatırım fonları üzerinden manipülatif işlemler yapıldığına dikkat çekti. Bu açıklama, risklerin kriz patlamadan aylar önce kamuoyunun gündemine geldiğini gösteriyor. Daha sonra neden yeterli önlem alınmadığı tartışmaları başladı.
SPK fonlara yönelik yeni sınırlamalar getirdi
Yayımlanan yatırım fonları rehberiyle yoğunlaşma ve değerleme kuralları değiştirildi. Amaç, fonlar üzerinden piyasa manipülasyonu riskini azaltmaktı. Yeni kuralların ardından bazı fonlardan yüksek miktarda para çıkışı talep edilmeye başlandı. Yalnızca Pusula Portföy fonlarında 28 Ağustos sonrasındaki çıkış taleplerinin yaklaşık 132,7 milyar liraya ulaştığı aktarıldı.
9–14 Eylül: Şirket el değiştirme görüşmeleri ve tutuklamalar
9 Eylül’de Tera Yatırım, Pusula Finans Holding’i devralmaya yönelik görüşmeleri duyurdu. 13 Eylül’de Pusula’da yönetim kurulu istifaları yaşandı.
14 Eylül’de Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, savcılığa ifade verdikten sonra tutuklandı. Böylece kamuoyunun henüz bütün boyutlarıyla görmediği soruşturmanın ilk önemli adli adımlarından biri atıldı.
15–16 Eylül: Kriz ayyuka çıktı
Kriz artık gizlenemez hale geldi: Fonlar ödeme yapamadı.
15 Eylül’de Pusula Portföy bazı fonlarının iade ödemelerinde temerrüde düştüğünü açıkladı. Ertesi gün Tera Portföy de iki fonunda benzer sorun olduğunu bildirdi.
Yani yatırımcılar fon paylarını satmak istedi ancak ödemeler zamanında gerçekleşmedi. Borsa İstanbul’da sert satışlar yaşandı; BIST 100 endeksi 16 Eylül’de yüzde 5’in üzerinde düştü.
17–18 Eylül’de kırılma noktası: 131 fon durduruldu
SPK, yedi şirkete ait toplam 131 fonun alım-satım işlemlerini durdurdu ve tasfiye kararı aldı. Tera’nın fonları için İş Bankası, diğer altı şirketin fonları için Ziraat Bankası görevlendirildi.
Ayrıca Katılımevim, Gündoğdu Gıda ve Destek Finans Faktoring hisselerindeki işlemler nedeniyle 38 kişi hakkında piyasa dolandırıcılığı şüphesiyle suç duyuruları yapıldı.
20-23 Eylül: Paranın geri dönüş süresi uzadı
Başlangıçta üç ay olarak belirlenen azami tasfiye süresi altı aya çıkarıldı. 23 Eylül’de Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre etkilenen tekil yatırımcı sayısı 455.758 olarak açıklandı.
Bu karar, yatırımcıların paralarına erişiminin uzayabileceği anlamına geliyordu.
Eylül sonu Ekim başı: Soruşturma dalga dalga genişledi
Şirket yöneticileri ve çeşitli piyasa aktörleri hakkında gözaltı, tutuklama, adli kontrol ve mal varlığı tedbirleri uygulandı. 28 Eylül tarihli haberde 76 kişi hakkında adli işlem başlatıldığı, bunlardan 51’inin tutuklandığı aktarıldı. 30 Eylül itibarıyla ise soruşturmada hakkında işlem yapılan toplam şüpheli sayısının 217’ye ulaştığı bildirildi.
Fatma Betül Sayan Kaya istifa etti
Fon soruşturmasının siyasi boyutu, 26 Eylül 2026’da YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya hakkında ortaya attığı iddialarla gündeme geldi.
Emre, Kaya çiftinin Özata Denizcilik hisselerine Nisan 2026’da yaklaşık 163 milyon lira yatırdığını, eylül ayında ise hisselerini yaklaşık 2 milyar 170 milyon liraya sattığını öne sürdü. Böylece çiftin dört ayı aşkın sürede yaklaşık 2 milyar lira kazanç sağladığını iddia etti. Emre, özellikle satışların fon krizinin kamuoyuna yansımasından hemen önce gerçekleşmesine dikkat çekerek işlemlerin zamanlamasının araştırılmasını istedi.
İddiaların ardından Fatma Betül Sayan Kaya, 26 Eylül akşamı AK Parti’deki görevlerinden istifa ettiğini açıkladı. Kaya, soruşturmanın sağlıklı ve bağımsız yürütülmesi için siyasi sorumluluk aldığını belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 27 Eylül’de istifasını kabul etti.
29 Eylül’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaya çiftinin mal varlıklarının dondurulmasını talep etti. 6 Ekim’de ise çiftin yaklaşık 1 milyar 860 milyon lirayı TMSF’nin isteğe bağlı iade hesabına aktardığı bildirildi. 8 Ekim’de şüpheli sıfatıyla ifade veren Kaya ve eşi, hisse işlemlerinde özel bilgi veya yönlendirme almadıklarını savundu.
Siyasi tartışma Kaya çiftiyle sınırlı kalmadı. Zeynel Emre, soruşturma dosyalarında daha önce bakanlık, bakan yardımcılığı, milletvekilliği ve parti yönetiminde bulunmuş başka isimlerin de geçtiğini öne sürdü. Ancak bu kişilerin kimliklerini ve haklarındaki somut delilleri kamuoyuna açıklamadı. Emre, yetkilileri diğer siyasi isimlerle ilgili iddiaları da araştırmaya ve kamuoyunu bilgilendirmeye çağırdı.
En çarpıcı detaylar: Fonlarda nasıl bir düzen kurulduğu iddia ediliyor?
İşte olayın en dikkat çekici tarafı. Soruşturma ve piyasa analizlerinde öne çıkan mekanizma, fonların belirli hisselerde büyük pozisyonlar oluşturması ve fiyat yükselişlerinin fonların hesaplanan değerini büyütmesi üzerine kurulu.
Şüphe duyulan mekanizma basit haliyle şöyle anlatılıyor:
1. Yatırımcılardan para toplanıyor, fonlarda büyük miktarda varlık birikiyor
2. Belirli hisselerde yoğun alım yapılıyor, özellikle piyasada dolaşımdaki payı az hisseler
3. Hisse fiyatları yükseldikçe fonun değeri büyüyor, kağıt üzerindeki getiri yeni yatırımcı çekebiliyor
4. Büyük yatırımcılar çıkış yapmak istiyor, fonların nakit ihtiyacı hızla artıyor
5. Yüklü hisse satışları fiyatları aşağı çekebiliyor, fonların portföy değerleri geriliyor
6. Fonların ödemeleri aksıyor; likidite krizi, işlem durdurma ve tasfiye
Bu şema, soruşturmada gündeme gelen olası mekanizmayı anlatıyor. Her fonun bu şekilde yönetildiği veya bütün işlemlerin suç oluşturduğu kanıtlanmış değil.
1. Bir fonun değerinde yüzlerce katlık artış
Tera Portföy’ün TLY kodlu fonuna ilişkin tarihsel getiriler, dosyanın en sıra dışı ayrıntılarından biriydi.
Medyascope’un 1 Ekim tarihli araştırmasında fonun 2021’den 2026’ya kadar yaklaşık 524 kat değer kazandığı aktarıldı. Bu, başlangıçta 1 milyon liralık bir yatırımın hesaplanan değerinin 524 milyon liraya ulaşması demek.
Ancak burada kritik ayrım şu: Hesaplanan fon değeri ile bu değerden herkesin nakit olarak çıkabilmesi aynı şey değil. Sorun tam da çok sayıda yatırımcı satış yapmak istediğinde ortaya çıktı.
2. Bazı hisselerde dolaşımdaki payların çok büyük bölümü fonların elindeydi
Gündoğdu Gıda (GUNDG)Pusula fonlarının şirket sermayesindeki payı, 18 Ağustos 2026
%38,67
Destek Finans Faktoring (DSTKF)Tera fonlarının fiili dolaşımdaki paylar içindeki oranı, 1 Eylül 2026
%39,41
Katılımevim (KTLEV)Pusula fonlarının şirket sermayesindeki payı, Aralık 2025 sonrası
%25,59
Oranlar farklı tarihlere ve farklı pay tanımlarına aittir; doğrudan karşılaştırılmamalıdır.
Bu yoğunlaşma neden önemli? Çünkü piyasada satılabilir hisse miktarı sınırlı olduğunda, alımlar fiyatları hızla yükseltebilir. Ancak aynı miktarda hisseyi satmaya çalışmak fiyatı sert biçimde düşürebilir.
3. Krizden hemen önce çıkan büyük yatırımcılar
9 Ekim 2026: 187 milyar liralık haksız kazanç açıklaması
Adalet Bakanı Akın Gürlek, incelemelerde 141 gerçek ve 73 tüzel kişi olmak üzere 214 kişinin üç ayrı fondan toplam 187 milyar 653 milyon lira kazanç elde ettiğinin tespit edildiğini açıkladı.
Bakanlığın aktardığı dağılım yaklaşık olarak şöyleydi:
| Tera fonları | 90 milyar TL |
| Pusula fonları | 79 milyar TL |
| Hedef fonları | 18 milyar TL |
Özellikle 13–16 Eylül arasında, kriz kamuoyuna bütünüyle yansımadan önce fonlardan çıkan kişilerin işlemleri incelemeye alındı. Bakan Gürlek, bazı kişilerin önceden bilgi edinerek çıkış yaptığı yönündeki tespitlerini açıkladı.
Bu kişilerden paranın geri alınması için TMSF’nin harekete geçtiği bildirildi. Ancak açıklanan 187 milyar liranın tamamının kesinleşmiş mahkeme kararıyla yasa dışı kazanç olarak hükme bağlandığı veya tahsil edildiği şu an için söylenemez.
4. İsviçre’ye uzanan para transferi iddiaları
Medyascope’un aktardığı soruşturma bilgilerine göre Pusula yöneticileriyle bağlantılı bazı yurt dışı para hareketleri de incelendi.
Haberde, Muhammed Yarız’ın İsviçre’deki bir hesaba yaklaşık 25 milyon avro, Serdar Turhan’ın ise 15 milyon dolar aktardığı iddialarına yer verildi. Ayrıca İsviçre’deki bir banka hesabıyla bağlantılı yaklaşık 2,9 milyar liralık işlemden söz edildi.
Bu iddialar, soruşturmada paranın kimlere ve hangi amaçla aktarıldığı sorusunu önemli hale getirdi. Transferlere ilişkin nihai hukuki değerlendirme ise yargı sürecine bağlı.
5. Özel jetlere, yatlara, villalara uzanan mal varlığı tedbirleri
Soruşturma yalnızca borsa işlemleriyle sınırlı kalmadı. Ekim başında basına yansıyan bilgilere göre yaklaşık 1,8 milyar lira değer biçilen iki özel jet ile bir yat ve yaklaşık 1,2 milyar lira değer biçilen beş villa ile dört lüks araca el konuldu.
Ayrıca yaklaşık 2 milyar liralık bir para transferinin durdurulduğu bildirildi.
Adalet Bakanlığı, el konulan mal varlıklarının hukuki süreçler sonucunda yatırımcı zararlarının karşılanmasında kullanılmasının hedeflendiğini açıkladı.
Ekim ayında neler oldu?
1–3 Ekim: Soruşturma derinleşti, tutuklu sayısı 85’e yükseldi
Tera yöneticilerinin de aralarında bulunduğu isimler hakkında tutuklama kararları verildi. 3 Ekim itibarıyla soruşturmada tutuklu sayısının 85’e çıktığı açıklandı.
8 Ekim 2026: Ödemeler başladı
İlk somut ödeme adımı: 17 fonun parası aktarıldı. A1 Capital, Bulls ve Pardus’a ait 17 fonun tasfiye ödemeleri için gerekli tutarların Ziraat Bankası tarafından ilgili banka ve aracı kuruluş hesaplarına aktarıldığı açıklandı.
Bu, krizin çözümü açısından ilk önemli somut gelişmelerden biriydi. Fakat bütün 131 fonun ödemelerinin tamamlandığı anlamına gelmiyordu.
9 Ekim: Fon tasfiyesine ilişkin özel kanun teklifi TBMM’ye sunuldu
Dokuz maddelik teklif; zararların sorumlulardan tahsil edilmesi, fon varlıklarının tasfiyesi ve geri kazanılan değerlerin yatırımcılara aktarılmasına yönelik kurallar içeriyordu.
12 Ekim: Erdoğan’dan 1 milyon liralık anapara açıklaması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ekim ayı içerisinde 1 milyon liraya kadar anapara ödemelerine başlanacağını duyurdu.
Buradaki önemli ayrıntı, açıklamanın anapara ödemesine ilişkin olması. Fonlarda görünen yüksek kârların tamamının ödeneceğine yönelik genel bir taahhüt olarak yorumlanmamalı.
14 Ekim: Kanun teklifi Plan ve Bütçe Komisyonundan geçti
Teklif, tasfiyenin SPK gözetiminde yürütülmesini, hukuka aykırı çıkarılan değerlerin geri alınmasını ve zararların sorumlulardan tahsil edilmesini düzenleyen hükümleriyle komisyonda kabul edildi. Bu aşama, kanunun tamamen yürürlüğe girdiği anlamına gelmiyor.
Peki 800–900 milyar lira gerçekten çalındı mı?
Burada en önemli ayrım bu.
Hayır, kamuya açıklanan toplam fon büyüklüğünün tamamının çalındığı veya kesin zarar olduğu kanıtlanmış değil.
Üç farklı miktarı birbirinden ayırmak gerekiyor:
- Fonların toplam büyüklüğü: Kriz öncesi değerlemelere göre yüzlerce milyar liralık fon varlığı. Bu, yatırımcıların tamamının kaybettiği tutar değil.
- 187,65 milyar TL: Adalet Bakanı’nın belirli kişi ve kuruluşların elde ettiği kazançlara ilişkin açıkladığı soruşturma tespiti. Hukuken kesinleşmiş toplam kayıp anlamına gelmiyor.
- Yatırımcıların gerçek zararı: Tasfiye sonunda geri dönen para, net yatırılan anapara ve geri alınamayan tutarlar karşılaştırıldığında daha sağlıklı hesaplanabilecek.
Borsadaki kağıt üzerindeki değer kaybı ile birinin hukuka aykırı biçimde elde ettiği nakit kazanç aynı kavram değil.
Cevabı beklenen 5 önemli soru
1. Denetim neden krizi önleyemedi? Yetkililerin 2025’te manipülasyon risklerine dikkat çekmesine rağmen fonların büyümesi, denetimin zamanlamasını tartışmalı hale getirdi. Öte yandan yetkililer, düzenleyici önlemlerin aşamalı olarak alındığını savunuyor.
2. Fonlar bu kadar hızlı büyürken kimler en yüksek getiriyi elde etti? Özellikle daha erken tarihlerde fonlara girenler ve krizden hemen önce çıkanlar inceleniyor.
3. İçeriden bilgi sızdırıldı mı? Büyük yatırımcıların bazı fonlardan çöküşten hemen önce çıkabilmesi, soruşturmanın en önemli başlıklarından biri. Şüpheli işlemlerin hangi bilgilerle gerçekleştirildiğinin ortaya konması gerekiyor.
4. Hisse fiyatları yapay biçimde mi yükseltildi? SPK’nın şüpheli bulduğu işlemler var; ancak kimlerin kasıtlı olarak manipülasyon yaptığına ilişkin nihai cezai sorumluluk yargıda belirlenecek.
5. 455 bin 758 yatırımcı parasının ne kadarını geri alacak? Bu sorunun bütün yatırımcılar için geçerli kesin bir yanıtı henüz yok. Fon bazında tasfiye işlemleri ve olası tazmin süreçleri devam ediyor.
Sonuç: Bu olayın asıl kırılma noktası neydi?
Fonlardaki bazı varlıklar olağanüstü yüksek fiyatlarla değerleniyordu. Ancak yatırımcılar aynı anda çıkış yapmak isteyince bu varlıkların gösterilen fiyatlardan kolayca satılamayacağı ortaya çıktı. Likidite sorunu büyüdü ve ödemeler aksadı.
Bir diğer önemli konu ise zamanlama. Manipülasyon risklerine dair açıklamalar 2025’te yapılmışken büyük tasfiye kararı ancak Eylül 2026’da geldi. Bu nedenle olay yalnızca bazı şirket ve yöneticilerin soruşturulmasıyla değil, piyasa gözetiminin yeterliliği açısından da incelenmeye değer.
16 Ekim 2026 itibarıyla durum: Fonların tasfiyesi devam ediyor, 17 fonda ödeme süreci başlatılmış durumda, diğer fonlar için anapara ödemeleri ve özel yasal düzenleme üzerinde çalışılıyor. Ceza soruşturması sonuçlanmış değil.
Bu yüzden kamuoyunda “fon vurgunu” adıyla bilinen olayın bütün boyutları ve gerçek mali zararı henüz kesinleşmedi.






