Remzi Özdemir
Sermaye Piyasası Kurulu’nun son fon düzenlemesi, uzun zamandır tartışılan bir alana nihayet müdahale edilmesi bakımından önemli.
Özellikle bazı hisselerde fonlar üzerinden oluşan yoğunlaşma, gerçek sahiplik yapısının yeterince şeffaf olmaması, düşük fiili dolaşımın çeşitli yöntemlerle desteklenmesi ve koordineli işlemlerle fiyatların etkilenebileceği yönündeki tartışmalar, Türkiye sermaye piyasasının en zayıf noktaları arasında yer alıyordu.
Yeni düzenleme bu sorunların tamamını ortadan kaldırıyor mu? Hayır.
Ama önemli bir gerçeği de teslim etmek gerekiyor: Hiçbir şey yapılmamış değil.
MSCI’ın Türkiye açısından gündeme getirdiği beklentilerle son dönemde atılan adımlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tabloyu belki de en iyi şu ifade anlatıyor: Yetmez ama evet.
MSCI’ın temel beklentilerinden biri, fonlar üzerinden oluşan gerçek ortaklık ve sahiplik yapısının daha şeffaf hale getirilmesiydi. Türkiye, fonlardaki yatırımcı yoğunlaşmasının belirli eşiklerde KAP’ta açıklanmasına yönelik bir adım attı. Bu önemli. Çünkü sermaye piyasasında şeffaflığın artırılması, yatırımcı güveninin temel şartlarından biri.
Ancak yatırımcı yoğunluğunu açıklamak ile nihai gerçek faydalanıcının kim olduğunu bütün ayrıntılarıyla ortaya koymak aynı şey değil. Tablo da bunu açık biçimde gösteriyor. Türkiye bu başlıkta bir ilerleme sağladı ancak MSCI’ın beklediği kapsamda tüm nihai faydalanıcı yapısının tamamen şeffaflaştığını söylemek mümkün değil. Yani burada kısmi bir karşılık var.
Benzer durum piyasa manipülasyonu ve koordineli işlemlerin önlenmesi konusunda da geçerli.
SPK’nın son düzenlemesi, fon yönetimi, portföy yöneticisi kapasitesi, serbest fon sayısı ve bazı hisse işlemleri üzerindeki denetimi sıkılaştırıyor. Bu da özellikle son dönemde kamuoyunda tartışılan bazı fon-hisse ilişkilerine karşı düzenleyicinin artık daha yakından baktığını gösteriyor.
Bu nedenle koordineli işlemler ve fiyat manipülasyonu şüphesinin azaltılması konusunda yeni düzenlemenin önemli bir katkı sağlayacağı açık. Ancak bir düzenleme yapmak ile piyasanın gerçekten değiştiğini göstermek arasında ciddi bir fark var.
MSCI’ın asıl görmek istediği şey sadece kural kitaplarının değişmesi değil, bu kuralların piyasada nasıl uygulandığı.
İşte Türkiye’nin önündeki en önemli başlıklardan biri de burada duruyor.
Piyasa gözetiminin ve yaptırımların güçlendirilmesi konusunda düzenleme mekanizmaları artırılabilir. Fakat yatırımcıların ve uluslararası endeks kuruluşlarının güvenini sağlayacak olan şey, somut ve etkin uygulamaların görülmesi olacak. Şüpheli işlemlerin gerçekten tespit edilmesi, gerektiğinde yaptırım uygulanması ve piyasanın bu konuda caydırıcılığı hissetmesi gerekiyor.
Bir başka kritik başlık ise fiili dolaşım.
MSCI’ın özellikle hassasiyet gösterdiği konulardan biri, yapısal olarak düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde gerçek piyasa derinliğinin oluşup oluşmadığı. Türkiye bu konuda daha önce fonlar üzerinden dolaylı sahip olunan ve fiili dolaşım dışında tutulması gereken payların hesaplanmasına ilişkin önemli bir düzenleme yaptı.
Bu başlıkta Türkiye’nin MSCI beklentisine doğrudan karşılık verdiğini söylemek mümkün.
Ancak burada da uygulamanın sonuçları belirleyici olacak. Kuralın getirilmesi tek başına yeterli değil. Fiili dolaşım oranlarının gerçekten piyasanın ekonomik gerçekliğini yansıtıp yansıtmadığı zaman içinde görülecek.
Asıl eksikliklerden biri ise açığa satış konusunda devam ediyor.
MSCI’ın beklediği öngörülebilir ve işleyen bir piyasa yapısı açısından açığa satış önemli araçlardan biri. Türkiye’de son fon düzenlemesi bu konuda bir çözüm getirmiyor. Dolayısıyla bu başlıkta henüz karşılanmış bir beklentiden söz etmek zor.
T+1 takas sistemi ise başka bir önemli sınav.
Borsa İstanbul’un T+1’e geçiş için hazırlık ve test sürecini sürdürmesi olumlu. Ancak hazırlık ile uygulamaya geçmiş olmak arasında fark var. Süreç devam ediyor ve Türkiye’nin piyasa altyapısında bu dönüşümü tamamlaması gerekiyor.
Bütün tabloya birlikte bakıldığında Türkiye’nin MSCI’ın eleştirilerini görmezden geldiğini söylemek artık mümkün değil. Son dönemde özellikle fonlar, fiili dolaşım ve piyasa gözetimi alanlarında atılan adımlar, sermaye piyasasında daha şeffaf ve denetlenebilir bir yapı oluşturma yönünde önemli işaretler veriyor.
Fakat henüz iş bitmiş değil.
Hatta belki de asıl zor bölüm şimdi başlıyor.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı sadece yeni düzenlemeler yapmak değil, bu düzenlemelerin gerçekten çalıştığını göstermek. Uluslararası yatırımcı için önemli olan tebliğin kaç maddeden oluştuğu değil; piyasanın ne kadar şeffaf olduğu, gerçek sahiplik yapısının ne kadar görülebildiği, manipülasyon şüphesine karşı ne kadar hızlı hareket edildiği ve piyasa kurallarının ne kadar öngörülebilir olduğu.
SPK’nın son fon düzenlemesi bu nedenle küçümsenmemeli. Özellikle fonlar üzerinden oluşan bazı yapılar ve yoğunlaşmalar konusunda yeni bir dönemin kapısını açıyor.
Ancak bu düzenlemeyi, Türkiye’nin MSCI’ın beklentilerinin tamamını karşıladığı şeklinde okumak da doğru olmaz.
Doğru tanım şu: Türkiye önemli bir adım attı. Bazı başlıklarda doğrudan karşılık verdi. Bazı alanlarda kısmi ilerleme sağladı. Bazı kritik konularda ise hâlâ yolun başında.
O nedenle, bu kez eski bir siyasi sloganı sermaye piyasasına uyarlamak gerekiyor:
Yetmez ama evet!
