Prof. Dr. Soner Gökten
Mahalle vardı, hayat vardı
Ben 90’larda çocuktum. Mahallede sekiz-on çocuk sabahtan akşama top oynardık. Cep telefonu yok, konum paylaşımı yok, “çocuk nerede kaldı?” diye üç dakikada bir arayan anne-baba yok.
Çünkü mahalle vardı. Komşu vardı. Güven vardı.
Bir de Zehra Teyze vardı. Emekliydi, eşini kaybetmişti. Nurlar içinde yatsın. Biz top peşinde pestilimiz çıkınca sekiz-on çocuğa köfte ekmek yapar, ayran çıkarırdı.
Dikkat edin: Emekli bir kadın, sekiz-on çocuğa köfte yediriyordu.
Bugün bu cümle neredeyse bilim kurgu.
TÜİK başka şeyi, Zehra Teyze başka şeyi ölçüyor
TÜİK’e göre Ağustos’ta enflasyon aylık %1,84, yıllık %31,51. Gıda %33,79, ulaştırma %35,08, konut %39,77, eğitim %53,44.
Manşet de Temmuz’daki %31,75’ten %31,51’e düşmüş.
Müjde!
Yangın devam ediyor ama alevin boyu iki santim kısalmış.
Şimdi konfeti mi patlatalım?
Ben hayat pahalılığını başka türlü de ölçüyorum: Zehra Teyze Endeksi.
Bugün kaç emekli teyze sekiz-on çocuğa köfte ekmek ısmarlayabilir? Kaç emekli kasabın önünden geçerken etiketlere bakmadan içeri girebilir? Kaç emekli, ay sonunu düşünmeden sofrasına birkaç tabak daha koyabilir?
Çünkü Zehra Teyze Endeksi enflasyonu değil, enflasyon karşısında insanın elinde kalan hayatı ölçüyor.
Ekonomi, ikram edebilme gücüdür
Ekonomi yalnızca TÜFE değildir kardeşim.
Ekonomi, emeklinin torununa harçlık verebilmesidir. Komşu çocuğuna köfte yapabilmesidir. Eve gelen misafirin hesabını değil, hatırını düşünmektir.
Bir toplum fakirleşmeye başladığında kaybettiği ilk şeylerden biri bazen lüks değildir.
İkram edebilme rahatlığıdır.
İşte asıl yoksulluk biraz da orada başlar.
Benim enflasyon sepetim
Benim sepetimde köfte var. Ayran var. Mahalle var. Güven var. Çocukluk var.
Ve en acısı şu:
Bir zamanlar emekli Zehra Teyze’nin sofrasına sığan sekiz-on çocuk, bugün birçok emeklinin bütçesine sığmıyor.
Siz buna isterseniz %31,51 deyin.
Ben buna memleketin hayat pahalılığı diyorum.
